Başrol Sendromu: Yalnızlığa Bir Alternatif mi Yoksa Egonun Besini mi?

Çarşamba, Temmuz 29, 2026

Isparta'da o dönem tek Angolalı olmamın, beni gerçek “başrol” yapmak için olduğuna inanarak yaşamak zorunda kaldım. Çünkü birçokları için hâlâ bilinmeyen ülkemi tanıtmam gerekiyordu. Bu kavrama hayat vermeye karar verdiğim andan itibaren yapmaya kalkıştığım her işte olumlu bir referans olmam gerektiğini biliyordum. Bunu sadece kendim için değil ülkem için de yapıyordum.

Ekim 2022'de Türkiye'ye geldim ve burada yaşamaya başladığım ilk üç yıl Isparta'daki tek Angolalı bendim. Bu durum beni sayısız kez gerçeklikten kopuk hissettirdi. Arkadaşlarımı kendi hemşehrileriyle ana dillerinde konuşurken, kültürel programlar yaparken, grup hâlinde dışarı çıkarken görürdüm hep. Ben ise hep tek başımaydım.

Bu gerçeklikten kaçmak için “başrol sendromu” adını verdiğim kavramdan ilham alan bir tez aracılığıyla tanıştığım “alter ego”ma hayat vererek çevremdeki dünyanın inançlarımda, vizyonlarımda ve ideallerimde kendini yeniden görmesini sağlamak için düşündüm, planladım, çalıştım ve uyguladım. İşte bu denemede de şu soru üzerine düşüneceğiz: “Başrol sendromu”, üç yıldır süren bu yalnızlığa bir alternatif mi yoksa yalnızca egonun besini mi?

Bu sorunun cevabı kesinlikle kişiden kişiye değişecektir elbette. Ben onun büyük bir savunucusu olarak şunu söyleyebilirim: Isparta'da o dönem tek Angolalı olmamın, beni gerçek “başrol” yapmak için olduğuna inanarak yaşamak zorunda kaldım. Çünkü birçokları için hâlâ bilinmeyen ülkemi tanıtmam gerekiyordu.

Bu kavrama hayat vermeye karar verdiğim andan itibaren yapmaya kalkıştığım her işte olumlu bir referans olmam gerektiğini biliyordum. Bunu sadece kendim için değil ülkem için de yapıyordum. Çünkü o ana kadar bu şehirdeki tek Angolalı bendim yani onların Angola ve halkı hakkında zihinlerinde kavramlar oluşmasını sağlayacak tek referans bendim. Benden görecekleri şeyler, tüm ulusuma atfedilebilirdi.

Bazı alanlarda belirli yeteneklerim olmasına rağmen elbette hâkim olmadığım konular da vardı. İşte tam da burada “sendromun etkileri” zihnimi kontrol ederek ve beni, birisi zaten yapmışsa benim de yapabileceğime ve üstelik ustalıkla yapabileceğime inandırarak kendini gösteriyordu. Çünkü onların arasında tek Angola referansı ve gerçek “başrol” bendim. Böylece, TÖMER'deki Türkçe derslerinde, çocukluğumdan beri sahip olduğum müzikal yeteneğimi Türkçe şarkılar yorumlayarak göstermeye karar verdim. Bu, arkadaşlarım tarafından tanınmamı ve 2023 yılındaki dil kursu kapanış töreninde ve “Afrika Günü” kutlamalarında şarkı söylememi sağladı. O zamandan beri bu kutlamalarda -notaları hassasiyetle vuran ve performanslarıyla seyirciyi kendine bağlayan tiz bir sese sahip biri olarak- sürekli katılımcıyım. Gösteriler sadece Isparta'da değil, gittiğim ve yeteneğimi gösterme fırsatı bulduğum her yerde devam ediyor.

Ayrıca arkadaşlarla yaptığımız maçlardan sonra -yetenekli bir oyuncu olarak- “Neymar Prime” lakabıyla da tanınmaya başladım. Bugün hâlâ sahadaki hızıma, çalım yeteneğime ve tüm maç boyunca devam eden gülümsememe şaşıran Türk arkadaş ve tanıdıklarımdan davet alıyorum. Bu sadece futbol oynamak değil, başrolü oynamaktır. Çünkü onların yakından tanıdığı tek Angola referansı olmaya devam ediyorum. “Başrol sendromu”, beni sıradan bir yardımcı oyuncu gibi hissetmekten alıkoyuyor. Farklı olduğuma inandırıyor ve bu şehirdeki tek Angolalı olarak ülkemi ancak güçlü bir senaryonun başrolünde kusursuzca temsil edebileceğim fikrini bir misyona dönüştürüyor.

2024'ün sonunda, “Mezarlık” adlı şiirimi üçüncü sayısı için göndererek ilk kez Her Boydan dergisine katıldım. Şiirimde mezarlıkların, çeşitli nedenlerle yeteneklerini ve becerilerini dünyaya gösteremeyen çeşitli yetenekler, aydınlar, profesyoneller vb. ile dolu olduğuna dair bir analoji dile getiriyorum. Ben de öyle olmamak için şiirlerimi dergide ve Türkiye'deki diğer yarışmalarda, dünyanın beni ve sanatımı tanıması için, henüz hayattayken hatırlanmam için ve dünyanın herhangi bir mezarlığındaki sıradan bir sakin olarak anılmamam için kullandım. Çalışmamın yayınlanması beni, Türkiye topraklarında Her Boydan dergisi tarafından yayınlanmış bir çalışması olan ilk Angolalı ve özel olarak söylemek gerekirse yayınlanmış eseri olan tek şair olduğum için Türkiye'deki en iyi Angolalı şair yaptı. Bu durum, bir arkadaşımın sonraki sayıda aynı dergide bir makale yayınlamasıyla hemşehrilerimi de motive etti. Şüphesiz Her Boydan dergisinde bir eserimin yayınlanması “Başrol Sendromu” olarak tanımladığım şeye mükemmel bir şekilde uyuyor ve beni “başrol” olarak daha da pekiştiriyordu.

O zamandan beri -kendimi en çok ait hissettiğim kategori olduğu için- YTB'nin şiir kategorisini içeren yarışmalarında aktif bir katılımcıyım. Belki de konuşulsa anlaşılamayacak olan duyguları ifade etmek adına bir araç olarak kullanıyorum şiiri. Benim için her şiir sadece dikey yazılmış bir metin değil, benden bir parça. Her kıta yaşanmış bir hikâye. Her dize çarpıcı bir anlatım. Dizeler arasındaki her kafiye, çoğu zaman zihnimin kaosu içinde aradığım tutarlılık. Şiirlerimin melodik zenginliği ve uyumu, en derin duygularımın gerçek bir temsili.

Yapmayı önerdiğim her aktivitede -ister şarkı söylerken, ister dans ederken, ister şiir yazarken veya okurken, ister futbol oynarken- onu mükemmellik ve motivasyonla yapmaya çalışıyorum. Çünkü inanıyorum ki “İlham olmadan şiir olmaz ve ben şiir yazmıyorum, ben şiirim.”

Peki başrol olmak beni nereye kadar götürdü?

Beni 4. Uluslararası Genç Yazarlar Buluşması'na götürdü. Isparta'da Angola'nın bir referansı ve Türkiye'deki Angolalı öğrenci topluluğu içinde bir motivasyon kaynağı yaptı.

Bugün, “Başrol Sendromu”nu sadece belirli argümanları açıklamak için bir araç değil -ister doğru ister yanlış olsun- hayatımın bir parçası olarak taşıyorum. 2025'i “Başrol Yılı” olarak adlandırdım. Çünkü yabancı öğrenciler için açılan kurslardan beş kurs aldım, Türkiye'de üç yeni şehir (Denizli, Bursa ve İzmir) tanıdım, ülkemden ayrı kaldıktan üç yıl sonra ülkemi ziyaret edip ailemi görebildim, Türkiye'deki Angolalı Öğrenciler Derneği'nin en genç başkanı oldum, önceki yıllara kıyasla daha fazla olmak üzere on dört yeni şiir yazdım ve insanların bana atıfta bulunmasının bir biçimi olarak “başrol” markasını takma ad olarak benimsedim.

Bu yolculuğa çıkmaya karar verdiğimde “başrol” kavramı sadece kafamın içinde anlam ifade eden bir şeydi. Ama bu yazının başında dediğim gibi “Çevremdeki dünyanın inançlarımda, vizyonlarımda ve ideallerimde kendini yeniden görmesini sağladım.” ve bugün onlar beni doğal bir şekilde “başrol” olarak çağırıyor ve belirli bir takdiri veya alkışı hak eden bir şey yaptığımda bunu her zaman hatırlatıyorlar. İnsanları “başrollüklerini yaşamaya” ikna etmek, onların kendi hayatlarının satranç tahtasındaki en önemli taşlar olduklarını anlamalarını sağlamak, “Başrol Sendromu”nun benim anladığım ve her gün yaşadığım şekilde birçok kişi tarafından anlaşılmasının bir sonraki adımıdır.

Bu sadece ben olduğum kişi mi, yoksa kendimi teslim ettiğim sendromun sonucu mu? Gerçekten başrol müyüm, yoksa bu hikâyedeki başrol olduğuna inanan bir aktör müyüm? Bir referans mıyım, yoksa her şey sadece kafamın içinde mi?

Bu soruların cevapları kişiden kişiye değişecek ancak bir şey kesin: Sinemada başrol olunur ama kendi hayat hikâyende başrol olarak doğulur. Ve işte bu yüzden ben, hayatımın filminin ihtiyaç duyduğu “başrol”üm.

Bu sadece Isparta'daki tek Angolalı olmanın yalnızlığından kaçma girişimi ya da belki egomu besleme çabası da olabilir. Ama aksisi kanıtlanana kadar ben, kendimi “başrol” olarak tanıtıyorum.

 Her Boydan'ın 7. sayısını okumak için tıklayın.

Her Boydan'ın tüm sayılarını okumak için tıklayın. 


İlgili Haberler

telve
Telve

Telve Dergisinin 20. Sayısı Çıktı!

Perşembe, 30 Temmuz 2026

her-boydan
Her Boydan

Isparta'da o dönem tek Angolalı olmamın, beni gerçek “başrol” yapmak için olduğuna inanarak yaşamak zorunda kaldım. Çünkü bi

Çarşamba, 29 Temmuz 2026

duyurular
Duyurular

YTB Diaspora ve Diplomasi Kariyer Programı Nihai Değerlendirme Sonuçları Açıklandı

Pazartesi, 27 Temmuz 2026